ÖZLEM TÜRKAN AKŞİT



1967 doğumluyum. Bu benim üçüncü büyük diyetim. Üç çocuğum var ve her hamilelikte aldığım fazladan 30-35 kiloyu verip tekrar alırken bir baktım ki hayatım diyet / diyetisyen / diyet kitabı olmuş. Gelin görün ki son kilo verme çabam umutsuz ve aç bir şekilde can çekişiyor. Dukan Diyeti’ne 2011 Eylül’de 74 kilo ile başladım. Ancak aslında bundan 2 sene öncesinde 86 kiloydum. 12 kiloyu bir senede verebildim. Bir sürü diyetisyenim oldu ve bir sürü para çıktı cebimden. Sonraki bir sene 100 gr bile veremedim aç kaldığım hâlde. Tiroid gibi hormon sorunum yoktu fakat insülin direncim çıkmıştı. Ve ben o güne kadar tatlıya değil ama hamur işine ve meyveye tapıyordum. Hele meyve. Bana göre çok sağlıklı bir iş yapıyordum. Yemek yerine sadece meyve yediğim çok gün olmuştur. Sonunda dahiliye doktoru bana ilaç verdi, “Artık çok kolay kilo vereceksin,” ÖNCE SONRA 152 153 dedi. Fakat bu sırada gittiğim diyet uzmanları hâlâ bana günde 3-4 meyve ve beyaz unlu gıdalar vermeye devam ediyordu. Sonuçta ben ayda 100 gr bile veremiyordum. Gittikçe günlük yiyecek miktarımı kısıtlıyorlardı. Öğle ve akşam yemeğinde ikişer kaşık sebze yemeği, bitti. Açlıktan ağladığım veya herkesle, “Siz yiyorsunuz, ben açım,” diye kavga ettiğim çok olmuştur. Hadi bunun karşılığında sonuç alabilsem neyse, ama o da yok. Hayatım boyunca hep böyle kilolu mu gezeceğim diye çaresizce ağlıyor, nerede diyetisyen duysam ona gidiyordum. Bu sırada kronik bel fıtıkları nedeniyle her ayın 10-15 gününde yataktan kalkamıyordum veya mecburen tutuna tutuna işe gidiyordum. Çocuklarıma koşturacak enerjiye ve sağlığa ve de güzel bir dış görünüşe ihtiyacım vardı. Doktorun her gün yürümemi istemesi büyük eziyetti çünkü ben birçok kez tuvalete bile gidemiyordum. 2011 yazında, tam da ramazan ayında bir arkadaşım, “Dukan Diyeti nedir, bilen var mı?” diye sormuştu. Kışın kitabını görmüştüm ama almamıştım, ev zaten diyet kitabı dolu diye. Bu kez aldım ve en ince noktasına kadar okudum. Bayramda aklıma ne gelirse yedim, ne de olsa bir süre bir üzüm tanesi bile yememeyi göze almıştım. Yani niyet etmiş- tim diyet etmeye. Çok vakit kaybetmiştim, sağlığımdan kaybetmiştim, diyetimi riske atamazdım. İstediğim kadar yeme kısmı hem ho- şuma gitmişti hem de aklım almamıştı. Yersem kilo alırdım, nasıl olacaktı? Hiç kaçamak yapmadan bir Atak, Seyir ve Güçlendirme yaşadım. Testte 3 ayda 12 kilo vereceğim çıkmıştı. Hah. Ben ayda 1 kilo vermeye razıydım ki. Ama o da ne? Ben 1 ay + 1 haftada 5 kilo vermiştim bile ve oğlumun doğum gününde sadece 5 kilo eksilmeme rağmen 10 kilo önceki kıyafetimle karşılıyordum misafirlerimi. Herkes, “Yalan söylüyorsun 5 kilo vermedin 10 kilo verdin,” diyordu. Üstelik tıka basa doyuyordum, mutluydum. Diyet boyunca tahlillerim ve yağ oranı ölçümlerim sü- perdi. Sürekli yağdan veriyordum. Herkes çok hızlı kilo veriyorsun aman dikkat hasta olma derken ben 3 senedir grip bile olmuyorum. Ayrıca birkaç ay hamur işi veya çikolata yemedim diye ölmem ya. Vitaminlerimi de bol bol sebzeden alıyordum. Belimin ağrısı o zamandan beri beni yatırmadı. Kilo verdikçe merdivenleri hoplaya hoplaya inmeye başlamıştım. Sonunda özgürüm. İstediğim gibi giyinebiliyorum. Belim var ve çeşit çeşit kemer takabiliyorum. Bütün eski kıyafetlerimi verdim. Ya tekrar kilo alırsan diyenleri umursamadım. Hayır, bir daha o kiloya geri dönmek istemiyorum. Seyahati bol bir işte çalışıyorum ve çoğu zaman yanımda 4 haşlanmış yumurta, yulaf kepekli atıştırmalıklarım ve haşlanmış tavuğumla uçağa biniyorum. O kadar kiloyu üzerimde taşımak yerine küçük bir beslenme çantası taşımak bana çok daha kolay geliyor. 63’le Koruma’ya geçtikten sonra (bana önerilen kilo da bu idi) ben kendimi hâlâ fil gibi görüyordum. Dukan’ın, önerilen kilonun altına inmeye çalışmayın demesine rağmen inat 154 155 ettim, sitesinden koçluk aldım ve 55’e kadar indim. Çok mutluydum. Ama kim görse, “Olmamış Özlem, hasta gibi görünüyorsun,” diyordu. Onları boş veriyordum. Ben iyiydim. Ama 1 sene sonra fotoğraflarıma baktım, evet güzel de- ğildim ve o kiloda kalabilmek çok emek istiyordu. Ve ikna oldum, şu anda 61 kilo civarındayım. Yemekleri hâlâ Dukan usulü yapmaya çalışıyorum. Meyve artık aklıma gelmiyor, o bağımlılıktan kurtuldum. Arada yiyorum tabii. Hâlâ hamur işini çok seviyorum. Uzak durmak için yulaf kepeği kullanıyorum. Koruma’da aslında ne yapacağımı bilemeyen biriydim. Her gördüğümü yeme eğilimim vardı. Sınır koymam gerekiyordu. Bir süredir Dukan Express yöntemiyle koruma yapıyorum. Hem sıkılmıyorum hem de kilo almıyorum. Bu sırada eşim dâhil birçok kişiye gönüllü koçluk yapıp zayıflattım. Eşim dışında hepsi kilo aldılar çünkü eski hayatlarına geri döndüler. Bu diyet sihirli bir değnek fakat değneği elimize alıp kullanmamız gerek. Dukan diyetim sırasında yurt dışındaki Dukan koçluk sistemine çok cüzi bir ücretle üye oldum. (Şu anda çok şanslıyız, artık Türkçe koçluk da var.) Her gün kilomu, yediklerimi, yaptığım egzersizi kontrol edip önerilerde bulunuyorlardı. Bu hem motive edici, hem de bilgilendiriciydi. Ayrıca bu diyetle ilgili güncellemelerden anında haberdar olmak da süperdi. Koçluk sisteminde en hoşuma giden şey, canımın istediği anda aklıma gelen her soruyu koçlara sorup çok kısa sürede yanıt alıyor olmak.