GÜL ŞEHIRKAHYASIOĞLU

Kendini bildi bileli fazla kilolara mahkûm olan, başkalarının “yüzün güzel, kilo sana yakışıyor” sözleri ile 34 yaşına kadar kendini avutan, her sene biraz daha kilo alan ama yine de pozitif hâlinden ödün vermeyen, kilolarıyla barışık olduğunu sanan, kompleksleri olduğunu düşünmese de fotoğraf çektirirken hep göğüs hizasından yukarıda pozları tercih eden, bakımlı fakat aynadaki yansımasından mutsuz bir genç kadının hikâyesi bu. Can kuzenim Esra ablam, beni her gördüğünde hâlime üzülen birçok insandan biri. Bir gün bana heyecanla, “İnsan yiyerek zayıflayabiliyormuş Gül,” diyerek bir diyetten bahsetmeye başladı. Ben farkında olmasam da kendimden o kadar vazgeçmişim ki, onun söylediklerini dinliyordum fakat hepsi bir kulağımdan giriyor, diğerinden çıkıyordu. Bir süre sonra onu bir kez daha ziyaret ettim. Esra ablam Dukan Diyeti kitabını almıştı. Bana da kitaptan bazı bölümleri okumaya başladı. Ben yine aynı ben. Değişen bir şey yok. Bir süre sonra ben de dayanamayıp kitabı aldım ama kapa- ğını bile açmadan kitaplığa yerleştirdim. Israr sırası iş arkadaşlarımdan Özlem’e gelmişti. “Hadi Gül Hanım, hadi Gül Hanım. Okuyun da başlayalım”lar… Ve yine umursamayan ben… Topu ona attım. “Sen oku da başlayalım,” dedim. Sanki zaman kazanıyordum. Özlem kitabı aldı. Okudu. “Anlamadım,” diyerek -istese bal gibi anlardı, o ayrı- topu bana geri attı. Nasıl oldu bilmiyorum ama, “Hadi bu pazartesi başlayalım,” dedim. Günlerden 4 Şubat 2013. Ben tartıda 130’larda geziyorum. Nasıl bir tesadüftür bilmiyorum ama canım babamın ölüm yıldönümü olan 4 Şubat tarihi, benim yeni doğum tarihim oldu. Bir yandan kitabı okuyor, bir yandan da henüz bu konuda cahil olduğum için yoğurda karıştırarak yemeye çalıştığım yulaf kepeği ile savaş veriyordum. Demet’imin tavsiyesiyle Facebook’ta bir gruba dâhil oldum. Oradaki insanların paylaştığı tariflerle yulaf kepeği zulmü, bir şölene dönüşmeye başladı. Öğrendiğim tariflerle hem karnım doyuyordu, hem de diyet psikolojisine girmeden, izinli olan yiyeceklerle damak tadıma göre lezzetler oluşturabiliyordum. İçinde bulunduğum durumdan keyif almaya çalıştım. Başarımın en büyük sebebini buna bağlıyorum. Çünkü sevmediğim hiçbir şeyi yemedim. Hep hazırlıklı oldum. Deli gibi acıkmayı beklemedim. Çantamda hep uygun bir şeyler ÖNCE SONRA 72 73 bulundurdum. Kaçamak yapmaya sebep olacak her şeyi ortadan kaldırmaya çalıştım. Hatta buna en güzel örneği paylaşayım sizinle. Can arkadaşım, kardeşim, Işık’ımın bebeği Mila, erken dünyaya gelmek istedi. Hâl böyle olunca, hastaneden eve sabahın üçünde geldim. Birkaç saat sonra tekrar hastaneye gitmem gerekiyordu. Ekmeğim bitmişti. Eğer yanımda bir şey olmazsa aç kalacaktım. Bu da beni mutsuz edecekti. Kapıdan girer girmez kendimi mutfağa attım, ekmeğimin malzemelerini karıştırarak fırına verdim ve yattım. Topu topu 13 dakika geç yatağıma girmiştim. Ama uyandığımda hem karnım doyacak, hem de mutlu olacaktım. Hem de gelsin eksilen kilolar. Zaman içerisinde hızla kilo vermeye ve etrafımdaki insanlar tarafından takdir edilmeye başladım. Artık bir blog açarak insanların yaşadığım tecrübeden faydalanması gerektiğini söyleyen Efsun kanıma girmişti. Nasıl olur, yapabilir miyim derken Esra ablamla yine işe koyulduk ve kendi dilimde, samimiyetimle yazılarımı yazmaya başladım. Bir yandan da isim arıyordum. Acaba ne olmalıydı? En sonunda hayatımın gerçeği olan bu iki kelimeyi kullanmaya karar verdim. “ALDIM VERDİM.” Evet, aynen böyle oldu. Yıllarca tombul bir kadın olarak yaşamıştım. Ama bunun kaderim olmadığını bu diyetle anladım. Yani ben aldım, verdim ve kilolarıma mahkûm olmadan yaşama şansım olduğunu keşfettim. Gruptaki ve blogumdaki insanların desteği, onlarla olan iletişimim bende hem sorumluluk duygusu oluşturdu, hem de benim gibi, kendini kilolarına mahkûm sanan insanlara umut ışığı olmama vesile oldu. Cerrahi operasyon geçirmek üzere olan, fakat resimlerimi görerek bundan vazgeçenler bana şevk verdi. Her gün, “Seni gördüm, inandım, karar verdim, ben de başladım,” cümlelerini okumak ve duymak ve diyete bir türlü başlamaya cesaret edemeyen insanlara umut ışığı olduğumu görmek hazların en büyüğünü yaşamama sebep oluyordu. Artık bana mucize kadın diye seslenmeye başladı- lar. Kazandığım zafer, hem sağlığıma kavuşmamı hem de artık kadın olduğumu hissetmemi sağladı. “Kadın olduğumu” diyorum çünkü artık kadın erkek herkes, bana bir başka bakı- yordu. Onca kiloyu almama rağmen, iyi ki hayata olumlu bakmayı becerebilmişim diyorum. Yoksa bugünkü galibiyet benim olmazdı. Her şey için mızmızlansaydım bu diyeti de başımdan savardım, giderdi. Bu yolculuk o kadar kıymetli ki... Onlarca kadın tanıdım. Farklı hayatlar, farklı renkler ama benzer anılar. İşitilen hakaretler, küçük görülmeler hep aynı. Ama, “Zaman her şeye ve herkese cevap olacak,” derler. Benim için öyle oldu. İmkânsız gibi görüneni başarmak, Dukan’la 18 ayda 61 kilo vermek sanıldığından da kolay oldu.